GÜNEŞİN HER DOĞUŞU SADAKADIR

GÜNEŞİN HER DOĞUŞU SADAKADIR

“Hamd gökleri ve yeri yaratan, insanı karanlıklardan aydınlığa çıkaran Allah’a mahsustur…”

Varlığın ve yokluğun sahibi,
En güzel şekilde var eden kerem ve izzet sahibi Rahmanın adıyla,
Şüphesiz Allah’ın ismi ile başlamayan her iş beterdir.
O işin başı ve sonu yoktur.

“Göklerde ve yerde her ne varsa isteyerek veya istemeyerek de olsa Allah’a secde eder. Gölgeleri de sabah ve akşam O’na secde ederler.”

Düşünüyorum da!
Hüzün ve acılar bazen kendimizi hatırlamamıza engel olsa da,
Rabbimizi ,
Ve onun nübüvvet semasının en parlak yıldızı olarak gönderdiği Resulü Ekrem aleyhisselamı hatırlamamıza engel değildir.

Evet
Rahman diye başlar günün ilk ışıkları ve hatta kainat.
Sabah vakti, günün en bereketli olduğu, zekanın en fazla çalıştığı ve  rızkın Rezzâkı Kerim tarafından mahlukata dağıtıldığı vakittir…

Bu sebeple kıskançtır sabah,
Sahibul vaktin kendisini uykuda geçirmesini istemez.

Çünkü ,
Rahman en çok bu vakitte bekler sevgisinin kanıtlanmasını.

Sabah vaktinin faziletini ve o vakitte kalkılmasının sadaka sevabına denk geldiğini Resulullah aleyhisselam bizlere şu hadisi şerifinde müjdelemiştir:

“Güneşin doğduğu her gün için sadaka gereklidir.
Ve insanın sadece kalkıp Duhâ namazını kılması, eklemleri kadar sadaka vermesine eşittir…”

Buradan anlıyoruz ki güneşin doğuşu ve o vakitte kılınan namaz,  Mü’min için çok önemlidir. Mü’min bu vakte ganimet gözüyle bakmalı ve en güzel şekilde değerlendirmelidir.

Tüm kainat; yer, gök, dağlar, taşlar Allah’ın azametine teslim olmuşken isyan edip  problem çıkaran sadece insan olmuştur. Ve aslında dünya ve ahiretteki mutsuzluğunun temelinde bu isyanı vardır. Halbuki teslim olması karşılığında her iki tarafta da kendisine mutluluk vaad ediliyor.                                                            O halde Rahmanın ayetlerine kulak ver ve unutma;
“Kalpler yalnızca Allah’ı zikrederek mutmain olur. “

Soruyorum sizlere;
Hiç merak ettiniz mi?
Efendimiz ve Müslümanlığımızın aynası olan sahabeler vakitlerine nasıl başlayıp vakitlerini nasıl değerlendiriyorlardı acaba?
O öncü şahsiyetler, vakitlerine istiğfar ve tövbe ile başlarlardı.
Onlar gün ışığındaki sınavlarını en başarılı bir şekilde bitirirlerdi.
Onların geceye varışları kuş gibi hafif, gönüllerinin koşusu bir kuşun kanatları gibi hızlı olurdu.

Peki Ey Müslümanlar!
Rabbimizin nimetlerle donattığı ve bize bildirdiği bu vakitlerin niçin kıymetini bilmiyoruz
ve değerlendirmeye neden hemen geçmiyoruz?

Yoksa Resulullah aleyhisselatuvesselam’dan ve sahabilerden daha mı çok meşgulüz?
Keşke bizlere kendimizi hatırlatan şu hakikatleri hiç aklımızdan çıkarmasak ve etrafımıza hatırlatabilsek.
“İnsan ve insanlık ebedi değildir. Dünya ve nimetleri bir aldatmadan ibarettir. ”
O vakit “Dünya seni aldatmasın ve o aldatıcı şeytan seni dünya hakkında kandırmasın.”

Müslümanlıktan sonra kıymetini bilmediğimiz nimet deyince ilk akla gelen belki de bu olmalıydı!
Ve Müslüman Rahman diye başlamalıydı gününe.
Hayranlıkla, sukutla!
Değil midir ki?
Hayranlık kimi zaman sukutta tezahür eder,
Kimi zaman hayranlık, susup gözyaşı ile belli eder kendini.
Belki de yerin ve göğün, doğunun ve batının Rabbi olan Allah,
Birbirlerini sevsinler diye insanların kalbine kendi sevgisinden numuneler koyar. “Kıymetini bilmediğimiz bu vakti “sukutla ve gözyaşı ile değerlendirmemizi ister.”
En güzel ikramda bulunduğu bu vakti ona en özel şekilde ibadet ederek geçirmemizi istiyor.
Sadece küçük bir vakti bile değerlendirmekten aciz olan bizle,
Değil mi ki;
“Allah katında hiç bir şey iki damla ve iki izden daha sevimli değildir. Biri Allah korkusuyla akıtılan gözyaşı damlası, diğeri Allah yolunda dökülen kan damlası.”

Öyleyse Ey Müslümanlar
Bağrı çok savruk olsa da sabah,
Günün en güzel ve bereketli dolduğu vakittir.
Allah’ın ismiyle ve zikriyle başlayan Mü’minin sabahı ise onun en güzel ve özel günüdür.
Biz şimdi geceye gidiyoruz. Yarın daha canlı ve diri olarak sabaha çıkmak ve kavuşmak ümidiyle…

 

Yorumlar kapatıldı.

İman Ve Hayat | Tüm hakları saklıdır.